Psikiyatri; düşünce, duygu, davranış ve algı alanındaki hastalıkların tanısı, tedavisi ve izlemiyle ilgilenen bir tıp dalıdır. Depresyon ve kaygı bozukluklarından obsesif kompulsif bozukluğa, bipolar bozukluktan şizofreniye, uyku bozukluklarından bağımlılıklara ve yeme bozukluklarına kadar geniş bir hastalık grubu bu bölümün ilgi alanına girer. Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve demans gibi tablolar da psikiyatrik değerlendirme kapsamındadır.
Psikiyatri, ruhsal belirtileri "karakter zayıflığı" olarak değil, beyin işleyişi, genetik yatkınlık, yaşam olayları ve bedensel sağlığın birlikte oluşturduğu tıbbi tablolar olarak ele alır. Nasıl ki tansiyon yüksekliği için kalp damar hekimine başvurmak olağan karşılanıyorsa, sürekli çöküntü hâli, kontrol edilemeyen kaygı ya da bozulan uyku düzeni için de bir hekime başvurmak aynı ölçüde olağandır. Başvurunun gecikmesinin en sık nedeni belirtilerin şiddeti değil, çevreden gelebilecek yargılara duyulan çekincedir.
Psikiyatrinin İlgilendiği Ana Hastalık Grupları
Psikiyatrik hastalıklar birkaç ana başlık altında toplanır. Duygudurum bozuklukları, kişinin duygusal zemininin uzun süreli olarak çökmesi ya da yükselmesiyle giden tabloları kapsar; depresyon ve bipolar bozukluk bu grubun temel örnekleridir. Kaygı bozuklukları arasında yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, sosyal kaygı bozukluğu ve özgül fobiler yer alır.
Obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar, istem dışı gelen düşünceler ve bunları yatıştırmak için yapılan yineleyici davranışlarla tanımlanır. Travma ve stresle ilişkili bozukluklar, yaşamı tehdit eden ya da derin biçimde sarsan olayların ardından ortaya çıkan tabloları içerir. Psikotik bozukluklar, gerçeği değerlendirmenin bozulduğu, varsanı ve sanrıların görülebildiği hastalık grubudur.
Bunlara ek olarak uyku-uyanıklık bozuklukları, yeme bozuklukları, madde ve davranışsal bağımlılıklar, nörogelişimsel bozukluklar ve bilişsel bozukluklar psikiyatrinin çalışma alanları arasındadır. Ankara Psikiyatri başvurularının önemli bir bölümünü depresyon ve kaygı bozuklukları oluşturmakla birlikte, bu iki tablo çoğu zaman başka bir sorunun görünen yüzü olabilir.
Depresyon Nedir, Üzüntüden Farkı Nerededir?
Üzüntü, kayıp ya da hayal kırıklığı gibi bir olaya verilen doğal bir tepkidir ve zamanla hafifler. Depresyon ise en az iki hafta boyunca gün boyu süren çökkün duygudurum ya da eskiden keyif veren etkinliklerden zevk alamama ile tanımlanır. Buna iştah ve uyku değişiklikleri, enerji azlığı, odaklanma güçlüğü, değersizlik ve suçluluk düşünceleri, hareketlerde yavaşlama ya da huzursuzluk eşlik edebilir.
Depresyonun en önemli özelliği, kişinin isteyerek "kendini toparlayabileceği" bir durum olmamasıdır. "Kendini bırakma" ya da "biraz gayret et" gibi yaklaşımlar tabloyu ağırlaştırabilir. Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır; ancak tedavinin etkisi birkaç gün içinde değil, haftalar içinde ortaya çıkan bir süreçtir.
Kaygı Bozuklukları ve Panik Atak
Kaygı, tehlike karşısında bedeni hazırlayan işlevsel bir duygudur. Kaygı bozukluğunda ise bu tepki, ortada belirgin bir tehdit yokken ya da tehdidin boyutuyla orantısız biçimde ortaya çıkar ve günlük yaşamı kısıtlar.
Panik atak, dakikalar içinde tepe noktasına ulaşan yoğun bir korku nöbetidir. Çarpıntı, nefes darlığı, göğüste sıkışma, terleme, titreme, uyuşma ve "kontrolü kaybetme" hissi eşlik eder. Belirtiler kalp krizini andırdığı için ilk başvuru sıklıkla acil servise olur. Yapılan tetkiklerde bedensel bir neden bulunmaması, yaşananların gerçek olmadığı anlamına gelmez; bu ataklar bedensel olarak da gerçekten yaşanır. Panik bozukluk, atakların yinelemesi ve yeni atak gelme korkusunun yaşamı daraltmasıyla tanımlanır.
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Obsesif kompulsif bozuklukta kişinin zihnine istem dışı, rahatsız edici düşünceler gelir. Bulaşma korkusu, kapının ya da ocağın açık kalmış olabileceği kuşkusu, simetri ihtiyacı ve zarar verme korkusu sık görülen içeriklerdir. Kişi bu düşüncelerin kendi mantığına aykırı olduğunu genellikle bilir; ancak yarattığı sıkıntıyı azaltmak için yıkama, kontrol etme, sayma ya da içinden tekrarlama gibi davranışlara başvurur.
Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlar, ancak uzun vadede kısır bir döngüyü besler. Titizlik ile obsesif kompulsif bozukluk arasındaki ayrım, davranışın kişiye zaman kaybettirmesi, sıkıntı vermesi ve işlevselliği bozmasıdır.
Bipolar Bozukluk
Bipolar bozukluk, depresyon dönemlerinin yanı sıra mani ya da hipomani adı verilen yükselme dönemlerinin de görüldüğü bir duygudurum hastalığıdır. Mani döneminde uyku ihtiyacında belirgin azalma, aşırı konuşkanlık, düşüncelerin hızlanması, kendini olağandışı güçlü hissetme ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gözlenebilir.
Bu dönemler kişinin kendisi tarafından hastalık olarak algılanmayabilir; başvuru çoğu zaman yakınlarının gözlemiyle gerçekleşir. Tanının doğru konması önemlidir, çünkü tedavi yaklaşımı tek başına depresyondan farklıdır. Bipolar bozukluk süreklilik gösteren bir tablo olduğundan, dönemler geçtikten sonra da izlem sürdürülür.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Ölüm tehdidi içeren, ağır yaralanma ya da örselenme yaşatan olayların ardından bazı kişilerde uzun süreli belirtiler ortaya çıkabilir. Olayın istem dışı biçimde zihinde canlanması, kâbuslar, olayı hatırlatan yer ve durumlardan kaçınma, sürekli tetikte olma hâli ve irkilme tepkisinde artış tipik bulgulardır.
Bu belirtilerin ilk haftalarda görülmesi beklenen bir tepkidir. Bir aydan uzun sürmesi ve yaşamı kısıtlaması durumunda değerlendirme önerilir. Deprem, trafik kazası, şiddet ve ani kayıplar ülkemizde sık karşılaşılan tetikleyiciler arasındadır.
Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
Uzun süre yalnızca çocukluk çağına ait sanılan bu tablo, olguların önemli bir bölümünde erişkinlikte de sürer. Erişkinlerde hareketlilik genellikle geri planda kalır; öne çıkan belirtiler dikkatin dağılması, işleri sona bırakma, düzen kuramama, unutkanlık, sabırsızlık ve konuşurken sözü bölmedir.
Tanı için belirtilerin çocukluk döneminden beri sürüyor olması aranır. Bu nedenle değerlendirmede okul dönemine ait bilgiler ve mümkünse aile üyelerinden alınan gözlemler önem taşır. Ankara Psikiyatrist değerlendirmesinde bu tablo, kaygı bozukluğu ve duygudurum bozukluklarından ayırt edilerek ele alınır.
Uyku Bozuklukları ve Bağımlılıklar
Uykuya dalamama, gece sık uyanma, sabah çok erken uyanıp bir daha uyuyamama ve dinlenmemiş olarak kalkma sık görülen yakınmalardır. Uykusuzluk bazen tek başına bir sorun, bazen de depresyon, kaygı bozukluğu ya da bedensel bir hastalığın habercisidir. Bu nedenle uyku yakınmasıyla gelen kişide ayırıcı tanı yapılması gerekir.
Bağımlılık başlığı altında alkol, sigara ve madde kullanım bozukluklarının yanı sıra kumar ve aşırı dijital kullanım gibi davranışsal bağımlılıklar da değerlendirilir. Bağımlılık, iradenin değil beynin ödül ve karar verme sistemlerinin etkilendiği bir hastalık olarak ele alınır; bu bakış, tedaviye başvurmayı kolaylaştıran en önemli adımdır.
Yeme Bozuklukları
Anoreksiya nervoza, düşük beden ağırlığına rağmen kilo alma korkusunun sürmesi ve beden algısının bozulmasıyla tanımlanır. Bulimiya nervozada aşırı yeme atakları ve ardından telafi davranışları görülür. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda ise kontrol kaybı hissiyle yaşanan yeme atakları vardır.
Yeme bozuklukları yalnızca beslenmeyle ilgili değildir; kalp ritmi, elektrolit dengesi, kemik sağlığı ve hormon düzenini etkileyebildiğinden bedensel değerlendirme de gerektirir. Bu nedenle tedavi çoğu zaman psikiyatri, iç hastalıkları ve beslenme desteğinin birlikte yürütüldüğü bir süreçtir.
Bedensel Hastalıkların Ruhsal Yansımaları
Tiroid hastalıkları, B12 ve D vitamini eksiklikleri, kansızlık, uyku apnesi, bazı nörolojik hastalıklar ve kullanılan bir kısım ilaçlar ruhsal belirtilere yol açabilir. Bu nedenle psikiyatrik değerlendirmenin bir bölümü bedensel nedenlerin dışlanmasına ayrılır.
Aynı biçimde ruhsal hastalıklar da bedeni etkiler. Depresyonun kalp damar hastalıkları üzerindeki etkisi, kaygı bozukluklarının sindirim yakınmalarıyla birlikte görülmesi bunun örnekleridir. Ankara Psikiyatri Doktorları tarafından yapılan ilk değerlendirmede kullanılan ilaçların ve mevcut bedensel hastalıkların sorgulanması bu yüzden ayrıntılı tutulur.
Hangi Belirtiler Değerlendirme Gerektirir?
Genel bir ölçüt vardır: Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, gün içinde belirgin bir zaman kaplıyorsa ve iş, okul, aile ya da sosyal yaşamı aksatıyorsa değerlendirme önerilir. Uyku ve iştahta belirgin değişiklik, sürekli çöküntü hissi, günlük işleri yapamama, kontrol edilemeyen kaygı ve tekrarlayan panik atakları başvuru nedenidir.
Yaşamı sonlandırma düşüncelerinin varlığı ise ertelenmemesi gereken bir durumdur. Bu düşünceler bir zayıflık göstergesi değil, tedavi edilebilir bir hastalığın belirtisidir ve paylaşıldığında yardım süreci başlar. Böyle bir durumda güvenilen bir yakına söylemek, acil sağlık hizmetine ya da bir sağlık kuruluşuna başvurmak ilk adımdır.
Yaygın Yanılgılar
Psikiyatriye başvurmanın "delilik" anlamına geldiği düşüncesi yaygın ama yanlıştır; başvuranların büyük bölümü günlük yaşamını sürdüren, çalışan ve okuyan kişilerdir. Bir başka yanılgı, tedaviye başlandığında ömür boyu ilaç kullanılacağı inancıdır; süre hastalığa, atak sayısına ve gidişe göre belirlenir ve pek çok tabloda sınırlıdır.
Psikiyatri Ankara kapsamında yürütülen tedavilerin bir kısmı yalnızca görüşme yöntemleriyle sürdürülür. Her başvurunun ilaçla sonuçlanacağı düşüncesi de bu nedenle doğru değildir. Tedavi seçimi, tanıya ve belirtilerin şiddetine göre yapılır ve kişiyle birlikte kararlaştırılır.
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesinin yerine geçmez. Ruhsal belirtilerinizin değerlendirilmesi için bir psikiyatri uzmanına başvurmanız önerilir.